12 Eylül Darbesi'nin yıldönümünde, geçmişin otoriter zihniyetiyle yüzleşmek yerine; LGBTİ+ hak örgütlerine yönelik gözaltılar, haksız belediye başkanı müdahaleleri ve Anayasa Mahkemesi kararlarına direnilerek Milletvekili Şerafettin Can Atalay’ın iradesinin gasp edilmesi, otoriterleşmenin ulaştığı boyutu açıkça göstermektedir.
Siyasal iktidar; kurumları, denetim mekanizmalarını ve yargıyı araçsallaştırırken; patlak veren milyarlık fon skandallarının gösterdiği üzere kamu kaynaklarının üzerindeki toplumsal denetimi tamamen ortadan kaldırmaktadır. Toplumsal rızayı üretemeyen ve skandalları gizlemek isteyen iktidar; gazetecilere, muhaliflere ve dijital mecralara getirdiği toplu erişim engelleriyle hakikati görünmez kılmayı, toplumsal muhalefeti pasifize etmeyi amaçlamaktadır.
Yargının siyasi iktidarın sopası haline getirilmesi, kamu kaynaklarının gaspı ve basının susturulması; ülkemizin derin bir meşruiyet ve yönetim krizi içinde olduğunun tescilidir.
Hukuk devletinin yok edildiği, güçler ayrılığının ortadan kaldırıldığı ve toplumun bilgi alma hakkının engellendiği bir düzende hak güvenliği de toplumsal barış da sağlama alınamaz.
İzmir Barosu olarak; hakikati baskılamaya, halkın iradesini ve temel hakları çiğnemeye yönelik bu sistematik müdahalelere karşı hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve insan haklarını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.