Komedyen Deniz Göktaş hakkında verilen tutuklama kararına karşı yapılan itiraz sonucunda tahliyesine karar verilmiş; ancak tahliye işlemleri henüz gerçekleştirilmeden, başka bir soruşturma kapsamında yeniden tutuklanmasına karar verilmiştir.
Bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına ilişkin iki ayrı yargısal değerlendirmenin, aynı kişi henüz ceza infaz kurumundan çıkmadan art arda gerçekleşmesi; tutuklama tedbirinin niteliği, ölçülülüğü ve hukuk güvenliği bakımından ciddi biçimde sorgulanması gerekmektedir.
Bir mahkeme tarafından “tahliye” kararı verilen kişinin, bu karar uygulanmadan başka bir kararla yeniden tutuklanması; yargısal kararların birbirini tamamlayan değil, birbirini fiilen etkisizleştiren sonuçlar doğurması sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
Özellikle ifade özgürlüğünün kullanımı nedeniyle yürütülen soruşturmalarda, tutuklama tedbirinin başvurulabilir ilk araç hâline getirilmesi, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamaktadır.
Yargı makamlarının görevi, toplumda rahatsızlık yaratan veya tepki çeken ifadeleri cezalandırmak değil; Anayasa ve tarafı olduğumuz uluslararası insan hakları sözleşmeleri çerçevesinde ifade özgürlüğü ile korunması gereken diğer hukuki değerler arasında adil dengeyi kurmaktır.
Bu karanlık dönem elbette mizahın gücüyle de değişecektir. Denizler özgür kalacak ve aydın olmanın görevlerini tüm topluma hatırlatmaya devam edecektir.