HABERLER

🏠  Anasayfa  ➝  Haberler

Çocuğun Emek Sömürüsü İle Mücadele, Yalnızca Çocukların Değil, Toplumun Tamamının İnsan Hakları Sınavıdır

Sayfayı Yazdır Küçük Font Büyük Font

17:30 . 12 Haziran 2026

İzmir Barosu olarak, 12 Haziran Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü vesilesiyle bir kez daha hatırlatıyoruz ki; çocuğun emeğinin sömürülmesi, yalnızca ekonomik koşulların doğurduğu bir toplumsal sorun değil, doğrudan doğruya çocuğun üstün yararını, eğitim hakkını, sağlıklı gelişim hakkını, dinlenme hakkını ve korunma hakkını ihlal eden çok boyutlu bir hak ihlalidir.

 

Çocuğun yeri işyeri, atölye, inşaat, sokak, tarla ya da sanayi hattı değil; güvenli yaşam alanları, okul, oyun, sosyal gelişim ortamları ve kendisini özgürce geliştirebileceği kamusal alanlardır. Çocuk emeğinin görünür ya da görünmez biçimlerde üretim süreçlerine dahil edilmesi, çocukların yaşamlarının erken yaşta yoksulluk, güvencesizlik ve sömürü sarmalına hapsedilmesi sonucunu doğurmaktadır.

 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 50. maddesi, kimsenin yaşına ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamayacağını, küçüklerin çalışma şartları bakımından özel olarak korunacağını açık biçimde hükme bağlamıştır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 71. maddesi ise çocukların çalıştırılmasını istisnai koşullara bağlamakta; çocuğun eğitiminin, bedensel ve zihinsel gelişiminin, sağlığının ve güvenliğinin korunmasını temel ilke olarak kabul etmektedir. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu da kamu makamlarının, kurumların ve toplumun bütün kesimlerinin çocuğun yarar ve esenliğini önceleyen bir yaklaşım benimsemesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla çocuğun emeğinin sömürülmesi hususundaki uygulamalar ile mücadele, yalnızca sosyal politika tercihi değil; anayasal ve yasal bir yükümlülüktür.

 

Buna rağmen Türkiye’de çocuğun emek sömürüsü, farklı sektörlerde ve farklı görünüm biçimleri altında varlığını sürdürmektedir. Tarımda, küçük imalathanelerde, hizmet sektöründe, sokakta, aile işlerinde, mevsimlik işlerde, kayıt dışı üretim alanlarında ve kimi zaman da eğitim adı altında örgütlenen çalışma biçimlerinde çocuk emeği sömürüsü karşımıza çıkmaktadır. Özellikle yoksulluk, gelir adaletsizliği, okuldan kopuş, göç, kayıt dışı istihdam ve denetim eksikliği çocuk işçiliğini besleyen temel nedenler arasında yer almaktadır. Ancak altını özellikle çizmek gerekir ki, ekonomik güçlükler çocukların çalışma hayatına itilmesini meşrulaştırmaz; tersine, devletin sosyal koruma yükümlülüğünü daha da ağırlaştırır.

 

Son yıllarda kamuoyunda sıkça tartışılan Mesleki Eğitim Merkezleri uygulamaları da bu çerçevede dikkatle değerlendirilmelidir. Mesleki eğitim, gerçekten eğitim niteliğini taşıdığı, çocuğun yaşına uygun olduğu, öğretim ve beceri kazanımı odakta tutulduğu, iş sağlığı ve güvenliği önlemleri eksiksiz sağlandığı ve çocuk üretim baskısı altında bırakılmadığı ölçüde hukuken korunabilir bir alandır. Ne var ki uygulamada, birçok çocuk ve gencin meslek edinme amacıyla değil, fiilen üretim zincirinin ucuz ve güvencesiz bir halkası haline getirildiğine ilişkin ciddi toplumsal ve hukuki kaygılar bulunmaktadır. Çıraklık ya da mesleki eğitim adı altında yürütülen ilişkinin gerçek niteliği, yalnızca kayıtlarla değil; çocuğun işyerindeki fiili konumu, yaptığı iş, maruz kaldığı riskler, eğitim sürecine katılımı ve üretime katkısının ağırlığı üzerinden değerlendirilmelidir.

 

Eğer çocuk; üretim baskısı altında, risklere maruz bırakılarak çalıştırılıyorsa; orada eğitimden değil, çocuk emeğinin istismarından söz edilmesi gerekir. Asıl ihtiyaç, mevzuatın yalnızca kağıt üzerinde kalmaması; etkili denetim, düzenli izleme ve gerçek yaptırım mekanizmalarının işletilmesidir. İş müfettişleri, milli eğitim idaresi, sosyal hizmet birimleri, yerel yönetimler, meslek kuruluşları ve yargı organları arasında güçlü bir işbirliği kurulmadıkça çocuk emeği sömürüsünün gizli ve yaygın biçimleriyle mücadele etmek mümkün olmayacaktır. Özellikle okul devamsızlığı, erken yaşta işgücüne katılım, kayıt dışı çalışma, staj ve mesleki eğitim kisvesi altında sürdürülen fiili işçilik ve çocukların maruz kaldığı iş kazaları konusunda şeffaf veri üretimi sağlanmalı; kamuoyu düzenli olarak bilgilendirilmelidir.

 

İzmir Barosu olarak, çocuk işçiliğiyle mücadelede yalnızca yasakların tekrar edilmesini değil, çocukları çalışmaya iten koşulların ortadan kaldırılmasını da zorunlu görmekteyiz. Yoksullukla mücadele, aile destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, parasız ve nitelikli eğitime erişimin güvence altına alınması, okul terkini önleyici sosyal politikaların uygulanması, çocuk koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi ve özellikle kırılgan gruplara yönelik yerel destek ağlarının kurulması bu mücadelenin ayrılmaz parçalarıdır. Çocukların işgücüne değil eğitime, sosyal yaşama, sanata, spora ve güvenli gelişim imkanlarına yönlendirilmesi devletin asli yükümlülüğüdür.

 

Bu kapsamda, başta ilgili bakanlıklar olmak üzere tüm kamu makamlarını; çocuk işçiliği ile mücadeleyi yalnızca sembolik günlerde hatırlanan bir gündem olmaktan çıkarmaya, sorumluluğu bulunanlar hakkında süratli ve etkili işlemler tesis etmeye, eğitim hakkını ve güvenli gelişim hakkını esas alan bütüncül politikalar üretmeye davet ediyoruz.

 

İzmir Barosu, çocukların ekonomik sömürüye, ihmal ve istismara maruz bırakılmadığı; güven içinde yaşadığı, nitelikli eğitime eriştiği, oyun oynayabildiği, kendini geliştirebildiği ve geleceğini özgürce kurabildiği bir toplumsal düzenin savunucusu olmaya devam edecektir. Çocuğun emek sömürüsü ile mücadele, yalnızca çocukların değil, toplumun tamamının insan hakları sınavıdır. Bu sınavdan geçmenin yolu, çocuk emeğini görünmez kılan değil; çocuğun üstün yararını merkezine alan bir hukuk ve kamu politikası düzenini kararlılıkla inşa etmektir.