Ülkemiz, belediye başkanlarının, gazetecilerin, öğrencilerin, avukatların, akademisyenlerin ve toplumun her kesiminden muhalif olan kişilerin haksız ve hukuka aykırı gerekçelerle cezaevlerine doldurulduğu bir ülke haline gelmiştir.
Siyasi iktidar, rakiplerini siyaset dışı bırakmak amacıyla birbiri ardına yürüttüğü operasyonlarla, çağrılması halinde ifade verebilecek kişileri dahi şafak baskınlarıyla gözaltına almakta; toplum nezdinde bu kişileri kriminalize etmekte; isnat edilen ve henüz doğruluğu dahi kanıtlanmamış iddialarla hukuka baykırı tutuklamalarla toplumsal muhalefeti sindirmeye çalışmaktadır.
Son olarak Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in tutuklanmaları, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin ev hapsi yoluyla tutsak edilmesi yargının siyasal bir baskı aracı haline getirildiğinin başka bir örneğidir.
Benzer şekilde, HDP önceki dönem Eş Genel Başkanlarından Selahattin Demirtaş hakkında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verdiği yeni kararında, 2019’da uygulanan tutuklamanın hukuki temelden yoksun olduğunu ve esasen siyasi amaç güttüğünü tespit etmiş; bu durumun hem özgürlük ve güvenlik hakkını hem de haklara getirilen sınırlamaların kötüye kullanılmasını yasaklayan maddeleri ihlal ettiğine hükmetmiştir.
Türkiye’de ne masumiyet karinesine saygı gösterilmekte, ne tutuklamanın en son başvurulacak bir tedbir olması ilkesi uygulanmakta, ne de ifade ve muhalefet özgürlüğü korunmaktadır.
Ne var ki yaşanan bu karanlık dönem, demokrasi, hukuk devleti, eşitlik ve özgürlük mücadelesi verenlerin kararlı duruşu sayesinde mutlaka aşılacaktır.
Güneşli güzel günler yakındır.